Ana Sayfa Yazarlar 11.02.2018 15 Görüntüleme

Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası…

“Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi”

Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış.

İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul’a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, “Yavuz” ve “Midilli” isimleriyle ve Türk bayrağı altında 1914 yılında Sivastopol’u bombardıman etmeleri ve Karadeniz’de Rus donanmasıyla çatışmaya girmeleri üzerine, kendimizi Almanya’nın yanında savaşın içinde bulduk.

Gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerekse Cumhuriyet tarihi döneminde son birkaç yılı istisna tutarsak milletçe Almanya’ya büyük yakınlık ve sempati duyduk.

Türkiye ile Almanya arasında tarihsel süreçte yaşanan yoğun ilişkiler İkinci Dünya Savaş’ı sonrası da devam etti. Yerle bir olan Almanya’nın yeniden imarı için kapılarını Türklere açtı. Yaklaşık üç Milyon gurbetçimiz canla-başla çalışarak Almanya’nın kalkınmasına destek verdi. Vatandaşlarımızın mevcudiyeti Türkiye -Almanya arasındaki ilişkilere özel bir boyut kazandırdı.

İki ülke arasında yıllarca yaşanan bu özel ilişki, tek taraflı “dostluk” çerçevesinde yürümüştür. Türkiye, her zaman karşılıklı çıkar perspektifinde ve “kazan kazan” duygusuyla ilişkisini yürütmeye çalışmışsa da; iki ülke arasındaki ilişki ‘karşılıksız aşktan’ öteye asla geçememiştir!

Türkiye’nin ortak çıkarlar doğrultusunda sürdürdüğü ilişkiye karşılık Almanya, tek taraflı menfaatini her daim ön planda tutmuştur.

Zira başta ABD ve Almanya olmak üzere Batı medeniyeti; yüksek enflasyon ve faizle boğuşan, kredi almak için IMF’nin kapısında el pençe dilenen, kendi iç sorunlarıyla boğuşan, üretim ve kalkınma hamleleri yapmayan, sadece ithalat üzerine yoğunlaşan ve hepsinden önemlisi dışarıdan emir alan ve aldığı emirleri itiraz etmeksizin harfiyen yerine getiren müstemleke bir ülke olarak eski Türkiye’yi görmek istiyordu.

Geçmiş yıllardaki ‘iyi’ ilişkilerimizin arkasında yatan asıl neden de üste saydığım eski Türkiye’ye biçilen bu ahvaldi! Batı’nın memnun olduğu ve ‘dost’ olarak tarif ettiği Türkiye böyle bir ülkeydi.

“Erdoğanlı yıllar, ilişkilerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı!”

Ne zamanki Türkiye, Erdoğan liderliğinde eski alışkanlıklarını bir kenara bırakarak ülkemizi sömürenlere dur dedi; ilişkiler bozulmaya, memnuniyetsizlikler dışa vurulmaya başlandı.

-Son yıllarda başlatılan ve başarıyla sürdürülen üretim ve kalkınma hamleleri sonucu IMF’e olan bağlılığının sona erdirilmiş olması…

– Kendi kendine yeten bir ülke sınıfına yükselmemiz…

– Üretimini artırarak yeni pazarlara açılma nedeniyle ihracatımızın hızla artması…

– Geçmişte olduğu gibi işçi ihraç eden değil, ithal eden ülke konumuna gelmemiz…

Bir toplu iğne dahi üretemeyen ülkeyken, yerli silah sanayimizin üretimini %8’lerden %68’lere çıkaran ve yerli tankını, helikopterini, çıkartma gemisini, füzesini, piyade tüfeğini, fırtına obüsünü, muharip gemisini, insansız hava aracını, gemi savar füze sistemini, zırhlı çıkartma muharebe aracını, zırhlı tekerlekli aracını, milli keşif uydusunu, eğitim uçağını, insansız deniz aracını, akıllı bombasına kadar her sektörde yerli üretimde uçuşa geçen bir ülke haline gelinmesi…

– Ortadoğu, Afrika ve Balkanlar’da olup-bitenle ilgili söyleyecek bir sözümüzün olmaya başlaması…

– Dünya’daki adaletsiz gelir dağılımına isyan etmemiz…

– Tüm küresel aktörlerin gözünün içine baka baka ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek BM’nin adaletsiz yapısına isyan etmemiz…

– Suriye’de yaşanan üçüncü dünya savaşına aktif biçimde müdahil olmamız ve küresel aktörlerin bölgedeki emellerine askeri operasyonlarla engel olmaya çalışmamız…

– Ortadoğu artık Batı’nın, Türkiye’yi hesaba katmadan at oynatabileceği bir yer olmaktan çıktığını haykırmamız…

– Özetle belirtecek olursak.

Adım adım büyüyen, güçlenen ve dünyada söz sahibi olma yolunda hızlı adımlar atan tam bağımsız “Yeni Türkiye’nin” varlığı şer ittifakı çok rahatsız etti. Erdoğan’ın dik durması ve suçlarını yüzlerine eğip-bükmeden ifade etmesi onları şirazelerinden çıkardı!

Yıllardır içlerinde sakladıkları nefreti artık daha fazla gizleme ihtiyacı dahi duymamaktadırlar. “Dost ve müttefik” palavralarını dillendirme gereksinimi duymamaktadırlar. Gelinen bu süreçte kartlar açık oynanmaktadır. ABD ve Almanya başta olmak üzere Batı ülkeleri Türkiye’ye yönelik açık bir düşmanlık içinde hareket etmektedir.

Bu açık düşmanlığa…

ABD’nin 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi’nin arkasında olması. FETÖ ihanet şebekesinin başı olan Gülen ve diğer örgüt üyelerine ev sahipliği yapılması, iade hususunda hiçbir girişimde bulunmamalarının yanı sıra Türkiye düşmanı terör örgütleri PKK ve onun Suriye’deki kolu olan YPG/PYD ile oluşturdukları işbirliği ve onlara sağladıklar silah yardımlarını örnek verebiliriz. Üstelik yapılan silah yardımları ve verilen destek gizlenme ihtiyacı dahi duyulmamaktadır.

Almanya’nın durumu ABD’den farksız değil. Almanya-Türkiye ilişkileri tıpkı ABD-Türkiye ilişkileri gibi tarihin en kötü dönemini yaşıyor.

-Sığınmacılara ilişkin AB-Türkiye arasında yapılan anlaşma gereği taahhüt edilenlerin yerine getirilmemesi.

-915 olaylarına ilişkin sözde Ermeni iddialarını içeren karar tasarısının Federal Meclis’te kabul edilmesi.

– Alman komedyen Jan Böhmermann’ın kamu televizyonu ZDF’deki “Neo Magazin Royale” programında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaret içeren şiirin okunması.

– Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Alman siyasetçilerin tepki göstermemesi.

– Köln’de 31 Temmuz’da düzenlenen “Darbeye karşı Demokrasi Mitinginde” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telekonferans yoluyla vatandaşlara seslenmesini engellemesi iki ülke arasında son dönemde yaşanan krizlerden sadece birkaçıydı.

Almanya; yıllardır ülkesinde PKK’lı teröristleri barındırıyordu. Bölücü terör örgütüne her türlü desteğin verilmesi ve Türkiye aleyhine kullanılması yetmemiş olacak ki; 15 Temmuz ihanet saldırısı sonrası yaklaşık 4000 haini ülkesinde misafir etti. Türkiye’yi ele geçirmeye yeltenen ihanet şebekesini el üstünde tutuyor. Onlara bir taraftan oturma izni veriyor, diğer taraftan tekrar toparlanmaları için her türlü maddi ve manevi imkanlar sunulmaktadır.

Almanlar bunca düşmanlıkla da yetinmeyi düşünmediklerini “Büyükada” skandalıyla göstermiş oldular. “Büyükada’da” içlerinde Alman ajanlarının olduğu bir grup Türkiye’de yeni bir “kaos” operasyonunu devreye sokmak için toplandıkları esnada MİT tarafından suçüstü yakalanmışlardı.

ABD, Batı ve Almanya ile yaşadığımız bu adı konulmamış “ savaş” hali bundan sonra da devam edeceği hususunda şüphe yoktur! Onlar ellerinden geleni yapmayı, biz ise onların planlarını bozmayı sürdüreceğiz.

Er ya da geç kazanan Türkiye olacak! Yeter ki birliğimizi, beraberliğimiz ve de dayanışmamızı sürdürelim.

MEHMET ZENGİN

24/07/2017

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Haber Sitesi | Uzman Tescil